|
Lütfi İnciroğlu
|
 |
« Yanıtla #1 : 29, Aralık, 2007, 15:04 » |
|
Öncelikle ifade etmek gerekirse, çalışma koşullarında değişiklik yapmak isteyen işveren tüm işçiler bakımından İş Kanunu'nun 22. maddesindeki prosedüre uymakla yükümlüdür.
Yapılacak değişikliğin önceden işçiye “yazılı olarak bildirilmesi” ve yine “işçinin rızasının yazılı olarak alınması” şarttır. Buna göre, işveren iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir.
İşçi değişiklik önerisini “altı iş günü” içerisinde yazılı olarak kabul ederse, iş ilişkisi bu yeni koşullarla devam edecektir. Bu şekle uygun yapılmayan ve işçi tarafından “altı iş günü” içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz.
Başka bir deyişle, değişikliğin işçiyi bağlayabilmesi için tek koşul altı iş günü içinde yazılı olarak kabul yanıtı vermektir. Yoksa bu süre içinde ret yanıtı verdiğinde ya da bu süre içinde suskun kaldığında değişiklikler işçinin çalışma koşullarına uygulanamayacaktır.
İşçi eğer iş değişikliğini kabul etmez ise, işçinin iş sözleşmesi işverence İş Kanunu'nun 17 inci maddesi uyarınca, (iş güvencesi kapsamında değil ise) herhangi bir neden gösterme zorunluluğu bulunmadan feshedebilir. Ancak feshin işveren tarafından gerçekleştirilmiş olması nedeniyle, işçi, şartları oluşmuş ise ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanacaktır.
İkinci sorunuza gelince; Yargıtay verdiği bir kararında, “...nitelikli ve kıdemli bir işçiye verilen ücretin seviyesini, bilgi ve belgelere dayanılarak tespit edemiyorsa yapılacak iş; bu konumdaki işçiye verilebilecek ücretin ne olabileceği, işçinin kıdemi, yaptığı iş, işyerinin özellikleri de yazılmak suretiyle meslek odasından sorularak belirlenmelidir demektedir.
Aynı biçimde Yüksek mahkeme 2000 yılında verdiği bir kararında da, “hesaba esas alınacak olan son ücretin ödenmekte olan gerçek ücret” olması gerektiğini vurgulamıştır. Zira uygulamada bazen rastlandığı gibi, bordrodaki ücret miktarı ile işçinin fiilen aldığı ücret farklı bulunmakta; kötü niyetli bazı işverenler bazı yükümlülükleri hafifletmek amacıyla gerçek dışı kayıtlar tutmaktadırlar. İşte yüksek mahkeme bir kötüye kullanmaya set çekmek amacıyla “kıdem tazminatının gerçeği yansıtmayan bordrodaki ücretin esas alınarak hesap edilmesine” karşı çıkmaktadır.
Son olarak söylemek gerekirse, İş Kanunu kapsamında bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan kişinin (bu kişi işveren vekili konumunda işletme müdürü de olabilir) şartları oluşmuş ise, her halükarda kıdem tazminatı alabilir. Prim daha farklı bir konudur.
İyi günler dileklerimle
|