Ana Sayfa arrow Makale Köşesi arrow İş Mahkemelerinde Yargılama Süreci
İş Mahkemelerinde Yargılama Süreci Yazdır

İş Mahkemelerinde Yargılama Süreci

 
Yazarı: Mürsel ÇUKUR Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı-İş Müfettişi
 
 
\n Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMA SÜRECİ

-->

GİRİŞ

İş Mahkemeleri 30.01.1950 tarihinde kabul edilen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile kurulmuştur. Ayrı bir iş yargılaması ve bu yargılamayı uygulayan özel bir mahkemenin kuruluşundaki birincil gerekçe iş hukukunun niteliğinden kaynaklanmaktadır. Özel yargı organı aracılığıyla genel mahkemelerden daha çabuk, daha ucuz ve daha kolay bir şekilde işçinin işveren karşısında mevzuat ve sözleşmeden kaynaklanan haklarının korunması düşünülmüştür.1 İş Mahkemelerinin oluşturulmasında, işçi işveren ilişkilerinin özel niteliğinden kaynaklanan uzman bir mahkemenin olmasının uygun olacağı düşüncesi de bulunmaktadır2.

I.İŞ MAHKEMELERİNDE GÖREV

A. İMK 1. Madde 1.Fıkra'ya Göre İş Mahkemelerinin Görevi a. Taraf Şartı: Özel kanunlarla yapılan düzenlemeler haricinde burada aranan 1475 sayılı İş Kanunundaki tanıma uyan işçi, işveren ve işveren vekilidir. 1475 sayılı İş Kanununun 1. Maddesine göre, bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişiye işçi; işçi çalıştıran tüzel veya gerçek kişiye işveren; işyerinde işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. Taraf olduğu ileri sürülen bu kişilerin bu niteliğe sahip olup olmadıklarının tespiti de İş Mahkemelerine aittir.

Belirtilen hak sahibi tarafların mirasçıları, kanuni halefleri de İş Mahkemeleri huzurunda taraf olacaklardır. Ayrıca 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 32/3 maddesine göre sendikalar "çalışma hayatından, mevzuattan, toplu iş sözleşmesinden, örf ve adetten doğan hususlarda işçileri ve işverenleri temsilen veya yazılı başvuruları üzerine, nakliye, neşir veya adi şirket mukaveleleri ile hizmet akdinden doğan hakları ve sigorta haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen davaya ve bu münasebetle açtığı davadan ötürü husumete" taraf olabilirler.

Burada taraf koşulunda önemli olan tarafların bu sıfatı uyuşmazlığın ilgili olduğu dönemde taşımalarıdır. Sonradan bu niteliği kaybetmeleri önemli değildir. Örneğin işçi iken dava konusu bir haksızlığa uğrayan birinin dava açtığı sırada memur olması taraf olmasını etkilemeyecektir. 3

Taraf şartının gerçekleştiği durumlarda davada bunların yanında işçi, işveren veya işveren vekili olmayanların da taraf olarak bulunması iş mahkemelerinin görevini etkilemez. Örneğin, bir iş kazası nedeniyle işçinin işveren aleyhine açtığı davada işverenle birlikte işverenle bir ilgisi bulunmayan üçüncü kişi aleyhine de tazminat talebinde bulunursa bu üçüncü kişi görev şartının gerçekleşmediği iddiası ile davanın reddi talep edilemez.4
b. 1475 sayılı İş Kanunun 5. Maddesindeki İstisnalardan Olmamak Şartı : 1475 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilen 5. maddede istisnalar şöyle sıralanmıştır: 1. Deniz ve hava tasıma işleri, 2. Tarım işleri (Orman tali yolları dahil), 3. Bir ailenin üyeleri veya hısımları arasında dışardan başka biri katılamayacak evlerde ve el sanatlarının yapıldığı işler, 4. Ev hizmetleri, 5. 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanununun 2. maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerleri, 6. 18 yasini bitirmemiş çıraklar, 7. Aile ekonomisi hududu içinde kalan tarımla ilgili her çeşit yapı işleri, 8. Konutların kapıcılık hizmetleri (Kaloriferli konut kapıcıları ile çalışmasını aynı işverene veya ayni konuta hasreden konut kapıcıları istisnanın istisnasıdır), 9. Sporcular, 10. Yardim Sevenler Derneği merkez ve taşra atölyelerinde çalışanlar, 11. Rehabilite edilenler,

c. Konu Şartı: İMK'nun 1. Maddesine göre "iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesin" de İş Mahkemesi görevlidir.

c.1. Hizmet akdine dayanması: İşçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesine dayanan uyuşmazlıklarda İş Mahkemesi görevli olacaktır. Borçlar Kanunun 313. Maddeye göre iş sözleşmesi "öyle bir mukaveledir ki, onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder" şeklinde tanımlanmıştır. Hizmet akdinin geçersiz olması görevi etkilemez.

c.2. İş Kanununa dayanan hak iddiaları: Burada dava türünün yorum veya eda davası olması görevi etkilemez. Ayrıca Asliye ve Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanının belirlenmesinde kullanılan değer tespiti burada geçerli değildir. 5

B. İMK.1. Madde 2. Fıkra Gereğince Görev

Bu fıkranın A) bendine göre, 5018 sayılı Kanunun 4. Maddesinin (E) fıkrasına göre sendikaların açacakları ve bu sıfatla aleyhlerine açılacak hukuk davalarına (bugün bu yasa yerine 2821 sayılı Sendikalar Kanunu aldığından anılan yasanın 32/1(3) hükmü gereği "çalışma hayatından, mevzuattan, toplu iş sözleşmesinden, örf ve adetten doğan hususlarda işçileri ve işverenleri temsilen veya yazılı başvuruları üzerine nakliye, neşir veya adi şirket mukaveleleri ile hizmet akdinden doğan hakları ve sigorta haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen davaya ve bu münasebetle açtığı davadan ötürü husumete ehil olmak" sendikaların faaliyetlerinden sayılarak İş Mahkemelerinin görevli olacağı hüküm altına alınmıştır) İş Mahkemeleri bakacaktır. Burada, hizmet akdi, nakliye akdi, yayın akdi ve adi ortaklık akidlerinden ve de sigorta haklarından doğan uyuşmazlıklarda sendikaların davaya veya husumete ehil olabilmeleri için gerek üyelerinin gerekse üyelerinin mirasçılarının yazılı başvurularına gerek vardır. Yazılı başvuru yoksa davada husumete ehil olamazlar. Öte yandan çalışma hayatından, mevzuattan, toplu iş sözleşmesinden örf ve adetten veya mesleğin müşterek menfaatlerinden doğan hususlarda çalışanları temsilen açtığı davalarda ve bu münasebetle açılan davalardan ötürü husumete ehil olduğu durumlarda ise yazılı müracaata gerek yoktur.6

Fıkranın B) bendine göre ise, İş Mahkemeleri "İşçi Sigortaları Kurumu(SSK) ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar". Ayrıca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 134. Maddesi "bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür" hükmü de bulunmaktadır.

C. Diğer Yasalarla İş Mahkemelerinin Görevli Kılınması

2821 sayılı Sendikalar Kanununun 63, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu: Anılan Kanunun 66., 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 4. Ek., 854 sayılı Deniz İş Kanununun 46., 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 134., 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 70. Maddelerine göre, söz konusu Kanunların uygulanmasında karşılaşılan uyuşmazlıklara ilişkin İş Mahkemeleri görevli kılınmıştır. Ayrıca 1475 sayılı İş Kanununun 75. Maddesi gereğince işin durdurulması veya işyerinin kapatılması halinde, bu durdurma veya kapatma kararına karşı "işverenin mahalli İş Mahkemesinde altı iş günü içinde itiraz etme yetkisi vardır. Mahkeme itirazı altı iş günü içinde karara bağlar. Bu işler acele mevaddandır. Karar kesindir". denilerek İş Mahkemelerine görev verilmiştir.

  II. İŞ MAHKEMELERİNDE YETKİ

İMK'nun 5. Maddesine göre "İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz". Burada yetkili bulunan mahkemelerden herhangi birinde dava açılması davayı açanın isteğine bırakılmıştır. Davacı isterse davalının ikametgah mahkemesine, dilerse, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili iş mahkemesinde dava açabilir. İşin bitmiş ya da bitmemiş olmasının önemi yoktur.

A. İkametgaha İlişkin Yetki

İkametgaha dayanan yetki HUMK'nun 9/f(1) maddesine uygun olarak düzenlendiğinden bu yetkiye ilişkin sorunlar genel hükümler açısından çözümlenecektir. MK'nun 18/f(1) maddesine göre gerçek kişiler için "bir kimsenin ikametgahı, yerleşmek niyetiyle oturduğu yerdir". Aynı Kanunun 49. Maddesine göre ise "hükmi şahsın ikametgahı (ise) nizamnamesinde hilafına hükümler bulunmadıkça muamelelerinin tedvir olunduğu mahaldir".

B. İşyerine İlişkin Yetki

İşyerine ilişkin yetkide de 1475 sayılı İş Kanunundaki tanıma uygun olacak işyeri tanımıdır. Anılan Kanunun 1/f(2) hükmüne uygun olarak da işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar da işyeri işyerine dahildir.

Uyuşmazlığa, işçinin davanın açıldığı tarihteki işyeri değil, uyuşmazlıkla bağlantısı bulunan işyeri için yetkili mahkeme bakacaktır. İşçinin aynı işverenin ya da işverenlerin işyerlerinde çalışması halinde de aynı esaslar uygulanmalıdır.6

C. Yetki Sözleşmesi Yapma Yasağı

İMK'nun 5. Maddesinde iş davalarının davacının ikametgahı veya davalının çalıştığı işyerinin bulunduğu mahkemede açılabileceği belirtildikten sonra "bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz" denilerek yetki sözleşmesi yapılmasını yasaklamıştır.

III. İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMANIN GÖRÜLMESİ

İş Mahkemelerinin ilk şekli bugünkünden farklıdır. İş Mahkemeleri 1950 yılında toplu mahkeme olarak kurulmuştur. Pariter sistem denilen bu sistemde, hakimle eşit hak ve yetkilere sahip birer işçi ve işveren temsilcisi de mahkeme üyesiydi.8 Anayasa Mahkemesi bunu hakim teminatına aykırı bularak 1971 yılında iptal etmiştir. İş Mahkemeleri mevcut halinde tek hakimle davayı görmektedir.

İMK'nun 7. Maddesine göre "İş Mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraf veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında hüküm verilir" denilerek yargılamanın nasıl yürütüleceğinin esasları belirtilmiştir. Maddeden de anlaşılacağı üzere özel haller dışında İş Mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanmaktadır. 2822 sayılı yasada düzenlenen seri yargılama usulünün uygulandığı maddeler ile İş Kanunun 75/C maddesinde belirtilen basit yargılamaya benzeyen yargılama usulü ayrık hallerdir. Ayrıca sözlü yargılama usulünde, bir hüküm bulunmaması halinde de İMK'nun 15. Maddesi hükmü gereği "...Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri..." uygulanacaktır.

İMK' da sözlü yargılamanın seçilmesinin nedeni, bu yargılama usulünde davaların daha çabuk sonuçlanacağı düşüncesidir. Böylece, işçinin yazılı yargılama usulünün yavaş işlemesinden mağdur olmaması amaçlanmıştır. 9

A. Dava Açma

HUMK'nun 474. Maddesine göre, yazı bilenlerle bilmeyenlerin dava açma imkanları farklıdır. Yazı bilenler ya taraflar anlaşarak, aralarındaki uyuşmazlığı tespit edip, tarafların imzaladığı, ortak bir dava dilekçesi ile dava açarlar, ya da davacının tek başına yazacağı dava dilekçesi ile mahkemeye başvurması ile dava açılır.

Dava dilekçesi, taraf sayısından bir fazla olarak verilmelidir. Bu dilekçenin bir nüshası karşı tarafa tebliğ edilir (HUMK, m.474/1). Tebligat, yazılı yargılama usulüne göre düzenlenir ve davalıya duruşmaya gelmediği takdirde duruşmaya yokluğunda devam edileceği bildirilir (HUMK, m.476)10

Yazılı yargılama usulünden farklı olarak, sözlü yargılama usulünde davacı, uyuşmazlığı eksiksiz olarak açıklamak zorunda değildir. İlk oturumda iddiaların tutanağa geçirilene kadar davayı genişletebilir. Davacı, ilk oturuma kadar (bu oturum dahil) iddialarını açıklayıp genişletebileceği için, dava dilekçesinde iddialarını sadece özet olarak bildirebilir. 11

Yazı bilmeyenler ise iddia ve savunmalarını delilleriyle birlikte zabıt katibine yazdırmalarıyla dava açılır (HUMK. 474/II) Her iki halde de mahkemeye başvurdukları gün itibariyle dava açılmıştır (HUMK. 475) . 12

B. Süreler

Yazılı yargılamadan farklı olarak davet ile duruşma günü arasındaki süre, yazılı yargılamada olduğu gibi (8) gün değil, sözlü yargılamada en az (2) gündür. (HUMK. 215. Madde) Sözlü yargılamada yazılı yargılamadan farklı olarak, tarafların birlikte talep etmeleri halinde evrak üzerinde hüküm verilebilir. (HUMK. 376, 477/3, 489. Madde). Sözlü yargılamada layihalar safhası yoktur. İki taraf iddialarını şifahen beyan ederler(HUMK. 479. Madde). Sözlü yargılamada mahkeme biri son söz olmak üzere iki tarafa da ikişer kere söz verir(HUMK. 489. Madde).

C. İlk İtirazlar

Sözlü yargılamada ilk itirazların ileri sürülme zamanı yazılı yargılamadan farklıdır. Yazılı yargılamada davalı ilk itirazlarını ancak esasa cevap süresi içinde ileri sürebilir. Sözlü yargılamada ise dava açılmasıyla davalıya cevap için bir süre verilmez. Davalı ilk itirazlarını esasa cevaplarıyla birlikte ilk oturuma kadar ileri sürebilir. (HUMK. 478. Madde). Sözlü yargılama usulünde davalıya bir cevap süresi verilmediği için de, cevap süresinin uzatılması (HUMK, M.197) ve ilk itirazların bu sürenin sonuna kadar bildirilmesi mümkün değildir.13

Davalı, ilk itirazlarını ilk oturumda sözlü olarak veya ilk oturumdan önce vereceği bir dilekçe ile belirtebilir. Davalı bu dilekçede belirttiği itirazları ile bağlı olmak zorunda değildir. İtirazlarını ilk oturumda da genişletebilir. İlk itirazları bildirme süresi ilk oturuma kadardır. Bu süre hak düşürücüdür. Davalı, süresinden sonra ilk itirazda bulunursa, davacı buna karşı koymasa da, mahkeme ilk itirazı süre aşımından dolayı reddetmek zorundadır. Davacının, davalının süresinden sonra ilk itirazına muvafakat etmesi de durumu değiştirmez. İlk itirazlara ilişkin yazılı yargılamadaki diğer düzenlemeler (HUMK, m.483-485, 224/II) burada da geçerlidir.14

D. Hükmün Tefhim ve Tebliği

Hükmün tefhim ve tebliği açısından da sözlü yargılama farklıdır. Tarafların yüzlerine karşı devam eden duruşmalarda hakim duruşmanın bittiğini bildirdiği aynı oturumda gerekçeli kararını zabıt katibine yazdırıp imza edecek ve bunları tarafların yüzlerine karşı okuyacaktır (tefhim). İşlerin yoğunluğu nedeniyle kararın tefhimi için duruşmaya ara verilerek bir dahaki oturumda hüküm tefhim edilecektir (HUMK. 489. Madde). Hükmün tefhimi ile birlikte temyiz süresi başlayacaktır. (HUMK. 410. Madde).15

Gerekçeli kararın tefhim tarihinden itibaren (15) gün içinde yazılması gerekir.

E. Davaya Cevap

Sözlü yargılamada, davalı, cevaplarını yazılı yargılama usulündeki gibi esasa cevap süresi içinde değil, ilk oturuma kadar bildirebilir (HUMK, m.478,479). Davalı, ilk oturuma kadar veya bu oturumda mahkemeye ilk itirazda bulunmuşsa, bu itirazlar sonuçlanana kadar davaya cevap vermeyebilir. İlk itirazları ilk oturumda değil de, ikinci oturumda karara bağlanırsa, davalı esasa ilişkin cevaplarını ikinci oturumda bildirebilir. Davalı, ilk itirazda bulunmadığı takdirde ise, esasa ilişkin cevaplarını doğrudan bildirecektir.16

F. İş Mahkemesinde İspat :

a. İspat : Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıklarına ilişkin olarak mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat ve söz konusu kanaatın oluşturulması için başvurulan vasıtalara da delil denir.17 Bir iddianın ispatı davanın hükmünün oluşmasında çok önemlidir. İş yargılamasının kendine has bir ispat kuralı yoktur. Genel hukuk yargılamasındaki ispata ilişkin kurallar burada da geçerlidir (İMK.15)

Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edememesi halinde ispatlanamayan olayın aksinin ispatlanmasına gerek yoktur. Bu durumda ispat yükü kendisine düşen taraf hakimin aleyhte kararı ile karşılaşacaktır. Ayrıca, ispat yükü kendisine düşmeyen taraf karşı delil (HUMK.239) göstermekle ispat yükünü kendi üzerine almış olmaz. Diğer taraf ispat yükünü taşımaya devam edecektir.18

Medenin Kanunun 6. Maddesine göre, kanun aksini emretmedikçe, iddia sahibi iddiasını ispatlamak zorundadır. Ancak bundan bir olaydan kendi lehine haklar çıkaran tarafın, o olayı ispat etmesi gerektiği biçiminde anlaşılmalıdır. Çünkü, hukuk normlarının işlevlerindeki çeşitlilik gereği, ispat yükünün daima davacıda olacağını söylemek mümkün değildir. Her norma ilişkin ispatlanamama riskini, o normdan yararlanabilecek kimsenin taşıması normaldir. 19

Hakim, sözlü yargılamada, birinci oturumda, taraflara delillerini bildirmelerini söyler (HUMK, m.486). Taraflar deliller hazırsa, bu oturumda delillerini ibraz ederler. Hakim delilleri diğer tarafa tebliğ etmeksizin inceler. Hakim, taraflar delillerini getirmemişlerse, delillerini göstermeleri için bir süre vererek ikinci oturum gününü belirler. Uygulamada, taraflar, birinci oturumda dava ve cevap dilekçelerini tekrar etmekte ve delillerini bildirmek için süre istemektedirler. Böylece, delillerini Kanunun hükümlerine (HUMK, m.486) aykırı olarak birinci oturumda değil, ikinci oturumda bildirmektedir. Böylece dava daha ilk oturumda uzamaktadır.20

Taraflar tahkikat bitinceye kadar delil gösterebilirler (HUMK, m.482). Bu düzenleme bazı davalılar tarafından kötüye kullanılmaktadır. Davalılar ilk oturumda, cevap layihalarını tekrar etmekte ve daha sonra hiçbir oturuma katılmamaktadırlar. Ancak davalılar, mahkemenin hüküm vermek için belirlediği oturuma gelmekte ve HUMK.m.482'ye göre tanık dinletmek istemektedirler. Bunun üzerine o zamana kadar tüm delilleri toplayıp inceleyen mahkeme, hüküm vereceği yerde davalının tanıklarını dinlemek zorunda kalmakta ve dava haksız olarak uzamaktadır.21

b. İspat Yükünün İşçide Olduğu Durumlar: İş sözleşmesinin varlığı, iş sözleşmesinin işverence feshinde işverenin iyiniyetli olmadığı, iş sözleşmesinin sendikal faaliyet nedeniyle feshedildiği (kötüniyet tazminatı için), ücretinin miktarını, hafta ve genel tatillerde çalıştığını, fazla çalışma yaptığını, ücretinin kendi imzasını taşıyan ücret bordrosunda gösterilenden fazla olduğunu, işyerinde hangi tarihler arasında ve ne kadar ücretle çalıştıklarını (hizmet tespiti) işçiler ispat etmek zorundadır. 22

c. İspat Yükünün İşverende Olduğu Durumlar: Sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini ileri süren işverenin iddiasını, ücretlerin ödendiğini, yıllık ücretli izin verildiğini ve kullanıldığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştırılmadığını, fazla çalışmalara karşılık ödemenin yapıldığını ispat yükü işverene düşmektedir.23

İşçinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına yakalanması nedeniyle kendisinin ya da hak sahiplerinin açacakları tazminat davalarında, ispat yükünün nasıl belirleneceği, söz konusu davaların akdi sorumluluk esasına dayandırılması ile haksız fiil sorumluluğu esasına dayandırılması arasında farklılık göstermektedir. İşçi davasını bu esaslardan herhangi birine dayandırabilir.

Eğer işçi davasını akdi sorumluluk esasına dayandırırsa, ispatlanacak durumlar üç şekilde olabilir. Bunlardan birincisi, iş kazası ya da meslek hastalığının, eksikliğinden kaynaklandığı ileri sürülen iş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığının ispatı; ikincisi, iş kazası ya da meslek hastalığı sonucu ortaya çıktığı ileri sürülen zararın ispatı, üçüncüsü ise, işverenin bu önlemlerin alınmamasında kusurlu olup olmadığının, başka bir deyişle sorumluluğunun ispatıdır. Anılan ispat yükümlülüklerinden ilk ikisi genel kural uyarınca bunu iddia eden işçiye aittir. Burada işçinin zararın iş güvenliği önlemlerinin alınmamış olması nedeniyle doğduğunu, yani, önlemlerin alınmamasıyla zarar arasındaki illiyet bağını ispatlamasına gerek yoktur. Çünkü, iş kazası ya da meslek hastalığının bu yüzden meydana gelmesi olayların doğal akışı gereğidir.24
 
 
< Önceki   Sonraki >
 
Ziyaretçiler: 199844
 
 

© 2010 Lütfi İnciroğlu Resmi Sitesi. Bazı hakları saklıdır.
Son Güncelleme : 19 Şubat 2010
Joomla! ile yapılmıştır. Tasarım : Görkem Göknar