Ana Sayfa arrow Makale Köşesi arrow İdari para cezalarına itiraz mercii'nde son durum
İdari para cezalarına itiraz mercii'nde son durum Yazdır

 

İDARİ PARA CEZALARININ İTİRAZ MERCİ

Hemen belirtelim ki, 1475 sayılı eski İş Kanunu döneminde idari para cezalarının itiraz merci yetkili Sulh Ceza Mahkemeleri iken, Anayasa Mahkemesinin 15.05.1997 gün 1996/72 E., 1997/51 K. sayılı kararı ile İmar Kanunu’nun 42 inci maddesi, 08.10.2002 tarihli E:2001/225, K:2002/88 kararı  ile 506 sayılı Kanunun 140 ıncı maddesi, 17.02.2004 tarihli E:2003/72 ve K:222004/24 sayılı kararı  ile de 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 41 inci maddesinin “Verilen para cezalarına karşı yetkili Sulh Ceza Mahkemesinde” itiraz edilebileceği cümlelerini iptal kararı vermesi üzerine, idari para cezası uygulayan idareler, uyguladıkları yasalardaki idari para cezasını düzenleyen maddelerini Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda yeniden düzenlemeye yöneldiler.

 

Her üç Anayasa Mahkemesinin iptal kararları incelendiğinde aynı gerekçelerle sonuca gidildiği görülecektir. Örneğin Anayasa Mahkemesinin 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140 ıncı maddesindeki, “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler” cümlesini iptal etmesinin gerekçesinde; “idarenin hizmetleri gereği gibi ve ivedilikle görebilmesi için, yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi olduğu, idarenin bu yetkilerle kamu düzeni ve kamu güvenliğini, kamu sağlığını, ulusal servetleri zamanında ve gereği gibi koruyabileceği, bu nedenlerle idareye geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisinin tanındığı, idari cezalarında idari yaptırımların en önemlilerinden birisi olduğu, idari cezalar arasında yer alan para cezalarını diğer cezalardan ayıran en belirgin niteliğin onların idari makamlar tarafından kamu gücü kullanılarak verilmesi olduğu, tarihsel gelişimine paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidildiği, Anayasanın 125 inci maddesi birinci fıkrasında “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” denilirken, 140., 142., 155 inci maddeleriyle de idari-adli yargı ayrımının kurumsallaştırıldığı, kural olarak idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemlerinin idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemlerinin de adli yargının denetimine tabi olduğu, itiraz başvurusuna konu olan idari para cezasının, kamu gücünün kullanılması ile ilgili ve Yasada belirtilen kurallara uymayanlara idari bir yaptırım uygulanması niteliğinde olduğundan, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde de idari yargının yetkili kılınması gerektiği, bu nedenle de itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155 inci maddelerine aykırı olduğundan iptalinin gerektiğine hükmolunmuştur” denilmiştir.
Bakınız Anayasa Mahkemesi 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42 inci maddesinin beşinci fıkrasını iptal kararının gerekçesinde de;
 "Anayasa’nın 2 inci maddesinde anlamını bulan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez ölçülerinden biri, idarenin yargısal denetimidir. İdarenin yargısal özellikleri, idarî uğraşın sınırları çizilemeyen görev alanı ve farklılıklar içeren denetimi de, tarihsel gelişim içinde özel yargı yerlerini gerektirmiştir. Yönetimin konumu, yargısal denetimini yapacak yargıç ve yargı yerlerinin adlî yargı alanı dışında oluşturulması gerçeğini doğurmuştur. Bu kaçınılmaz gerçeği yansıtan Anayasamız da, 125 inci maddesiyle idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunu açık tutarken, maddenin izleyen fıkralarında yargıya kapalı işlemlere, dava açma süresinin başlangıcına, yargılama sınırlarına, yürütmenin durdurulması ilkelerine ve tam yargı davalarına değinmektedir. Belirtilen ve değinilen, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununda yinelenen ve somutlaşan konuların üst kuralıdır. Böylece bütünleşen Anayasal kural, idarenin her türlü eylem ve işleminin idarî yargılama yöntemi ışığında denetleneceğinden ve bu denetlemenin anılan usul yasasını uygulayan idarî yargı yerlerince yapılacağını duraksamaya yer bırakmadan göstermiş olmaktadır. Anayasamızın Yüksek Mahkemeleri düzenleyen “Danıştay” başlıklı 155 inci maddesinde yer alan “Danıştay, İdarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir...” cümlesiyle, idarî mahkemeler vurgulanırken, karar ve hükümlerinin Danıştay dışında ancak idarî yargı merciine bırakılabileceği açıklanmaktadır. Bu açıklamalarla, idarî yargının yapısal dizgesi, idarî mahkemeler ve Danıştay olarak çizilmekte, yalnızca başka idarî yargı mercilerine de bu kapsamda yer verilmektedir. Tüm bu bulgular karşısında, idarenin her türlü işlem ve eylemlerinin idarî yargı yerlerince denetleneceği tartışmasız olmaktadır. Bu bakımdan, idarî bir para cezası niteliğini taşıyan imar para cezalarının idarî yargı denetimi dışında tutulması, idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu doğuracaktır. Dahası, idarî bir işlemin denetiminde idarî yargılama usulü uygulanamayacak, idarî yargı mesleğinden olmayan hâkimler sorunu görecektir " demektedir. Görüldüğü gibi yukarıda sunulan her iki karar öz olarak aynıdır. 
İşte bu kararlara müteakip 4854 sayılı Kanun  ile birçok kanunda idari para cezalarına ilişkin değişikliğe gidilmiş ve yargılama yeri olarak da idare mahkemeleri gösterilmiştir. Biz burada sadece İş Kanunlarında yapılan değişiklik üzerinde duracağız.

 İŞ KANUNLARINDAKİ DÜZENLEMELER : 

4854 sayılı Kanunun 1/B maddesinin 9 uncu bendiyle 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 30 uncu maddesinde değişikliğe gidilmiş ve yine 4854 sayılı Kanunun 2 inci maddesiyle Deniz İş Kanununa ek madde 1 ile ilave edilmiştir. “Basın İş Kanununda” cezaların yetkili sulh ceza mahkemesinde görüleceği hükmü kaldırıldığı gibi her iki Kanuna da yukarıda belirtilen değişikliklerle aşağıdaki hüküm eklenmiştir :
“Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürü tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.”
 
TBMM deki uzun tartışmaların ardından kabul edilen 4857 sayılı yeni İş Kanunu  ile de benzer yönde bir değişikliğe gidilmiştir. Kanunun 108 inci maddesinde ki düzenlemede, daha sonra 5378  sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte şöyle denilmiştir; “Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 inci maddedeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 inci madde kapsamındaki idari para cezaları ise, doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir.
(…)* Verilen idari para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.”

  İDARİ PARA CEZALARININ İTİRAZ MERCİİ’NDE SON DURUM

01 Haziran 2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile idari para cezalarının itiraz mercii’nde yüzseksen derece geriye dönüş oldu. Çünkü 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 inci maddesinde idari para cezası açıklanmış,  27 inci maddesinde, idari para cezalarına karşı “başvuru yolu” gösterilmiş, 3 üncü maddesinde ise, Kabahatler Kanununun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. Bakınız yeni yürürlüğe giren Kabahatler Kanununun 27 maddesi ne diyor, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir. Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabilir. Bu başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez; ancak, mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir. Başvuru, bizzat kanuni temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir. Başvuru dilekçesinde, idari yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir. Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep dayanaklarıyla gösterilir. İdari yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz” denilmektedir.
Ayrıca, Kabahatler Kanunu’nun 28 inci maddesinin son fıkrasında ikibin YTL dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu, anılan Kanunun 29 uncu maddesinde de mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine itiraz edilebileceği, bu itirazın, kararın tebliğinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılacağı öngörülmüştür.
Bunun yanında, kişinin ekonomik durumunun müsait olmaması halinde idarî para cezasının, ilk taksitinin peşin ödenmesi koşuluyla, bir yıl içinde ve dört eşit taksit halinde ödenmesine karar verilebilir. Taksitlerin zamanında ve tam olarak ödenmemesi halinde idarî para cezasının kalan kısmının tamamı tahsil edilir. Kesinleşen karar, derhal tahsil için mahallin en büyük mal memuruna verilir. İdarî para cezası, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
İdarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez. İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.  
Sonuç olarak genel kanun olma niteliği ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağına göre idari para cezalarına karşı başvuru mercii sulh ceza mahkemeleri olacaktır. Nitekim Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesinde bu Kanununun genel hükümlerinin ve dolayısıyla idari para cezası ile ilgili hükümlerinin de diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. Şu halde, Kabahatler Kanununun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden itibaren, yukarıda sözünü ettiğimiz çalışma ve sosyal güvenlik alanına ilişkin kanunlar gereğince uygulanan idari para cezalarına karşı itiraz merci sulh ceza mahkemeleri olacaktır.
Ayrıca, son olarak Uyuşmazlık Mahkemesinin 28.12.2005 tarihli, 26037 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 21.11.2005 tarihli, E.No:2005/77, K.No:2005/103 sayılı Kararında, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına giren idari para cezalarına karşı yapılan itirazların Sulh Ceza Mahkemelerince çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kararla tereddütler ve uygulamada yaşanan sıkıntılar ortadan kalkacaktır.
Lütfi İNCİROĞLU
     
 
< Önceki   Sonraki >
 
Ziyaretçiler: 199846
 
 

© 2010 Lütfi İnciroğlu Resmi Sitesi. Bazı hakları saklıdır.
Son Güncelleme : 19 Şubat 2010
Joomla! ile yapılmıştır. Tasarım : Görkem Göknar