Ana Sayfa arrow Makale Köşesi arrow Yeni Asgari Ücretler Belirlenirken
Yeni Asgari Ücretler Belirlenirken Yazdır

Lütfi İNCİROĞLU

   YENİ ASGARİ ÜCRETLER BELİRLENİRKEN  
Yasal asgari ücret düzeyi ekonominin temel göstergelerinden biridir. Tüm ücretleri etkileme özelliği ile maliyetler, finansman, vergi, iç ve dış satışlar vs. üzerinde zincirleme etkileri dolayısıyla makroekonomik dengelerde önemli rolü vardır. Ayrıca, toplu iş sözleşmelerinden sigorta primlerine; idari para cezalarından yargı kararlarına kadar çok geniş bir uygulama yelpazesini etkilemektedir. 

Bu bağlamda ifade etmek gerekirse, ülkemizde uygulanan genel asgari ücret sistemi uygulaması bir sosyal politika aracıdır. Başka bir deyişle sosyal siyasetin araçlarından biri olan asgari ücret, işçilerin ulusal gelirden aldıkları  payı arttırarak insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyine ulaşmalarını öngörür. Asgari ücret, emeği ile üreten işçilerin ulusal gelirden  alacakları pay olarak da nitelendirilebilir. Bu yönü  ile  asgari ücretin belirlenmesi Anayasanın 55 nci maddesi ile  devlete bir görev  olarak  yüklenmiş, yasal ve yönetsel  dayanaklarla  desteklenmiş,  uluslararası belgelerle de güçlendirilmiştir [1].

 

 Asgari Ücretin Yasal dayanağı 4857 sayılı yeni İş Kanunu’nun 39 ncu maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan Asgari Ücret Yönetmeliğidir [2]. Asgari Ücret Yönetmeliğinin 7 inci maddesine göre ”Ücret en geç iki yılda bir olmak üzere işçilerin 16 yaşını doldurmuş olup olmadıklarına göre ayrı ayrı belirlenir. Ancak, uygulamada son yıllarda 6 ayda bir ya da yılda bir bu tespit yapılmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının çağrısı üzerine toplanan  “Asgari Ücret Tespit Komisyonu”, asgari ücreti bütün işkollarını kapsayacak şekilde belirler. Ücretin, bir günlük olarak belirlenmesi esastır. Aylık, haftalık, saat başına veya yapılan iş tutarına göre ücret ödenen durumlarda gerekli ayarlamalar buna göre yapılır. 
1-Asgari ücretin amacı ve kapsamı 

Aslında yasal asgari ücretle amaçlanan, daha düşük bir ücretin ödenmemesini güvenceye kavuşturmaktır. Ayrıca asgari ücret; iş sözleşmesi ile çalışan ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında olan veya olmayan, her türlü işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi için belirlenir. Yani asgari ücretten İş Kanunları dışında kalan ve Borçlar Kanununa göre iş sözleşmesi ile çalışanlar da yararlanabilirler. Gerçekten İş Kanunları dışında kalanların asgari ücretten yararlanmaları, Anayasanın sosyal devlet ilkesi ile Asgari Ücretin Tespit Usulleri İhdasına İlişkin 26 sayılı ILO sözleşmesi hükümlerine uygun olduğunu  kabul etmek gerekir.

2-Asgari ücret tespit komisyonunun yapısı ve oluşumu 

Gerek yürürlükten  kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse 4857 sayılı yeni İş Kanunun 39 ncu maddesinin asgari ücretin saptanmasına ilişkin hükümlerinde, beş işçi, beş işveren ve beş de devlet temsilcisinden oluşan merkezi bir  komisyonu  öngörmüştür. Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısının Asgari Ücret Tespit Usulleri Hakkında 26 sayılı ve  Üçlü Danışma Hakkındaki 144 sayılı ILO sözleşmeleri ile uyumlu olduğu söylenebilir.

3-Asgari ücret ve aile faktörü 

Asgari Ücret Yönetmeliğinin Tanımlar başlığını taşıyan 4 üncü maddesine göre; "asgari ücret; işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir” biçiminde ifade edilmiştir. Öğretideki bir görüşe göre, asgari ücret tanımındaki ‘işçinin’ sözcüğü  dar yorumlanmakta, böylece asgari ücretin saptanmasında da işçinin ailesiyle değil, yalnızca kendisinin zorunlu gereksinimlerinin karşılanmasının amaçlandığı gerektiği sonucuna  varılmakta; ayrıca asgari ücretin yalnızca işçinin zorunlu gereksinimlerini karşılamak  gibi bir niteliğine vurgu yapılmaktadır. Böyle bir dar ve yalınkat anlatıma dayalı yorumuna katılma olanağı bulunmamaktadır [3] şeklinde eleştirilmiştir. Aynı yazara göre ülkemizde kadının işgücüne katılma oranı düşüktür. SSK verilerine göre kadınların yalnızca % 10,2’si sigortalıdır. Bunun yanında yapılan araştırmalar, Türk aile yapısında bağımlılık oranının yüksek olduğunu göstermektedir. Nitekim VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında sosyal güvenlik kurumlarının verileri esas alınarak 1999 yılı için yapılan bir hesaplamada, genel bağımlılık oranının 3.83, SSK’na kayıtlı işçilerde de 4.23 olarak belirlenmiştir Eldeki bulgular aile faktörünün” asgari ücret hesaplamasında dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır [4].

 

Öte yandan Anayasanın 55 nci maddesinin son fıkrası, "asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik  durumu da gözönünde bulundurulur" hükmüne amirdir. Bu hükümden hareketle Asgari Ücret Yönetmeliğinin 7 inci maddesinin ikinci fıkrası da, ”Komisyon, ücretin belirlenmesinde; ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, ücretliler geçinme indekslerini, bu indeksler yoksa geçinme indekslerini, fiilen ödenmekte olan ücretlerin genel durumunu ve göz önünde bulundurur” hükmünü getirmiştir. Yukarıdaki zikredilen hükümlerin ortak noktası, asgari ücretin belirlenmesine esas teşkil eden hususun, “ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durum” ile “ücretlilerin geçim şartları”  dır.

 

Türkiye  ILO’nun Asgari Ücret Tespit Usulleri İhdası Hakkında 26 sayılı Sözleşmesini ve Tarımda Asgari Ücret Tespit Usulleri Hakkında 99 sayılı Sözleşmesi’ni onamış ve iç hukukuna aktarmıştır. Ancak "Asgari Ücret Tespitine ilişkin 131 sayılı Sözleşmeyi" henüz onamamıştır. Bu sözleşme (m.2) ile 135 sayılı Tavsiye’sinde  (m. 1/1) asgari ücretin işçi ailesinin gereksinimlerini karşılaması gerektiği açık olarak vurgulanmıştır. Aile faktörünün asgari ücret tespitinde gözönüne alınması anlamında 131 sayılı sözleşmenin önemi yadsınamaz.

 

Asgari ücretin tespitinde “aile faktörünün” dikkate alınmaması, uzun yıllar işçi sendikalarınca da eleştiri konusu olmuştur. Sendikalar; asgari ücretin gelir adaletsizliğini giderme konusunda önemli bir enstrüman olması gerektiğini ve asgari ücreti bir ekonomik maliyet olarak görme alışkanlığından vazgeçilmesini istemektedirler. Ayrıca, tespit edilen asgari ücretin kişi bazında değil, 4 kişilik bir ailenin, asgari geçim rakamı olarak açıklanmasını beklemektedirler. Bununla birlikte asgari ücretin kendisi ile bağlantılı bir dizi ceza ve katsayı oranlarından kurtarılmasını, arındırılmasını ve asgari ücretin bağımsız olarak değerlendirilmesini arzu eden sendikalar, trafik cezalarının, İş Kanunu’ndaki cezaların ve daha bir çok Kanundaki cezaların asgari ücrete endeksli olmasının, yani asgari ücret arttıkça yasalardaki cezaların artması, sağlıklı bir asgari ücret tespit edilmesini engelleyen faktörlerden birini oluşturduğu savunulmaktadır.

 

Asgari ücret sadece çalışanların aldığı ücretten ibaret değil. Çalışma hayatında ve tüm çalışanların yaşamında belirleyici bir etkiye sahip. Düşük belirlenmiş asgari ücret, toplu iş sözleşmeleri üzerinde negatif basınç oluşturmakta, ücret pazarlığında çalışanların elini zayıflatmakta. Düşük belirlenen asgari ücret ile toplu iş sözleşmesiyle elde edilen ücret arasındaki makasın açık olması iş güvencesini olumsuz yönde etkilemekte ve asgari ücretle çalışan işçi ile sendikalı işçinin ücretinin arasındaki fark nedeniyle bazı işlerin taşerona kaçması kolaylaşmaktadır. Yukarıda sayılan nedenlerle ortaya çıkan işçi çıkarmaları sendikalaşmayı etkilemekte, sendikalaşma oranının düşmesine yol açmaktadır. Yine asgari ücretin gelir dağılımını da olumsuz yönde etkilemekte olduğu bilinen bir gerçektir.

 

Nitekim, sendikalar asgari ücret tespit komisyonunun yapısı, komisyonun oluşumu, kriterleri ve asgari ücretin felsefesinin daha telaşsız bir ortamda yapılmasını ve asgari ücretin, Avrupa Birliği’nin amaçladığı sosyal gelişmeyi sağlayacak bir anlayışla belirlenmesi gerektiğini düşünmektedirler.

 

 Bu bağlamda işçi kesimi asgari ücretin: 

a-) Anayasa'da yer alan "geçim şartları" dikkate alınarak belirlenmesi;

b-) İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını mümkün kılacak, insanlık onuruyla bağdaşacak bir düzeyde olması;

c-) İşçinin ve ailesinin harcama kalıbının esas alınması ve hesaplamalarda Devlet İstatistik Enstitüsü verilerinin kullanılması;

d-) Belirlenen tutarın işçinin eline net geçmesinin sağlanması;

e-) Sanayi/tarım ve yaş, cinsiyet ayırımı yapılmadan ulusal düzeyde tek olması;

f-) İşçilerin arasında nitelik, kıdem, işin  mahiyeti gibi ekonomik amaçlı değerlendirmelerin tümünden bağımsız olarak ele alınması, ekonomik ölçülerin ötesinde sosyal bir ücret olarak kabul edilmesi;

g-)İşçinin satın alma gücünün ileriye dönük olarak korunabilmesi için gerekli bir iyileştirmenin ayrıca ilave edilmesi;

h-) En düşük devlet memuru maaşının dikkate alınması;

ı-) Adil gelir dağılımını sağlamaya yönelik olarak refahtan pay içermesi; gereği görüşünü ileri sürmektedirler.

İşveren sendikaları da asgari ücretin, enflasyondaki ulusal hedeflerle çelişmeyecek; istihdam artışını engellemeyecek ve kayıtdışı istihdamı artırmayacak düzeyde belirlenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Örneğin, 2005 yılında 488.70 YTL/Ay olan brüt asgari ücretin, toplu iş sözleşmesi uygulamayan işverene maliyeti 594 YTL/Ay düzeyinde olduğunu; işçinin eline 350 YTL geçerken, 244 YTL’si vergi ve SSK primi olarak devlete verildiğini ifade etmektedirler. Ayrıca, işçi ve işverenden alınan bu payın, net asgari ücretin %70’ine ulaştığını ve kabullenilmesi mümkün olmayan bu çarpık durum karşısında, SSK prim yükünün aşamalı ve takvimli bir program uygulanarak azaltılması; “özel indirim”in tekrar yürürlüğe konması ve asgari ücret seviyesindeki gelir üzerindeki vergi yükünün yine aşamalı şekilde hafifletilmesi gerektiğini söylemektedirler.

 

İşveren sendikaları ayrıca, ülkemizde giderek büyüyen genç işsizler ile mücadele için yaşa göre farklılaştırma kriteri’nin 16’dan 20’ye yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

 

Öte yandan asgari ücretin toplu iş sözleşmesi düzeninde işverene maliyetinin 993 YTL/Ay olduğunu söyleyen işverenler, toplu iş sözleşmesi gereğince yapılan yan ödemeleri ücret kabul etmeyen mevcut uygulamanın yarattığı haksız rekabetin önlenmesi için Asgari Ücret Komisyonunun tespitte, toplu iş sözleşmesi uygulayan ve uygulamayan işyerleri için farklılaştırma yapması ya da yan ödemelerin devlet memurlarında olduğu gibi asgari ücret tanımı içinde yer alması gerektiğini ifade etmektedirler.

4-Asgari ücretin uygulanmasında işverenin sorumluluğu 

Asgari ücretle ilgili işverenlerin sorumluluğu Asgari Ücret Yönetmeliğinin 12 inci maddesinde belirlenmiştir.

Buna göre; işverenlerce işçilere, Komisyonca belirlenen ücretlerden düşük ücret ödenemez. İş sözleşmelerine ve toplu iş sözleşmelerine bunun aksine hükümler konulamaz.

İşverenler tarafından, işçilere sağlanan sosyal yardımlar sebebiyle asgari ücretten herhangi bir indirim yapılamaz.

İşverenler yayımlanan asgari ücretleri işyerlerinde işçilerin kolayca görebilecekleri bir yerde ilan etmek zorundadırlar.

5-)Asgari ücretin uygulamada etkinliği 

Asgari ücret, bazı sektörlerde kaydi ücret niteliği taşısa bile yaygın bir uygulama alanının bulunduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu ücret,  gelir dağılımını yeniden düzenlemede etkin bir araçtır. Ülkemizde küçük ve orta boy işletmeler yaygındır. Bu gerçek  karşısında asgari ücretten, işgücünün büyük bir bölümü  etkilenmektedir.  

6-)Asgari ücret içindeki vergi ve prim yükü 

Asgari ücret seviyesinde gelir elde eden işçiden yapılan kesintilerin makul bir oranda olmasını hem işçi hem de işveren kesimi yıllardır savunmaktadır. Türkiye, ücretten yapılan kesintilerin yüksekliği bakımından OECD üyesi ülkelerin başında gelmektedir. Bugün ücretliler üzerinde taşınmaz boyutlarda vergi yükü bulunmaktadır. Aynı şekilde, sosyal güvenlik için kesilen prim asgari ücretli için yüksektir ve mutlaka devletin, sosyal devlet olma gereğinin bir sonucu olarak, katkısı gerekmektedir. İşgücü maliyetindeki artış, diğer şartlarla birlikte kayıt dışı istihdamın yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Bu olumsuz ve çarpık yapı asgari ücreti belirleme çalışmalarına da olumsuz yansımaktadır.

 Ülkemizde, istihdam vergisine dönüşen ücretler üzerindeki ilave yükler elbette düşürülmeli ve AB ülkeleri düzeyine getirilmelidir. Ancak kıyaslama yapılırken, gerek milli gelir içindeki ücretlilerin payı ve gerek toplam satış hasılatı içinde işgücü maliyetinin  oransal ağırlığı ile ücret düzeyi de dikkate alınmalıdır. 7-)Asgari ücretin seyri 

Komisyonun 2000 yılından bu yana 16 yaşından büyükler için belirlediği brüt ve net asgari ücret tutarları ile artış oranları şöyle:

16 Yaşından büyük işçiler için tespit edilen son altı yılın Asgari Ücretleri

Yürürlük Tarihi  Brüt (TL)  Net (TL)            Artış Oranı %
1 Ocak 2000 109.800.000 82.417.500                        17.4
1 Temmuz 2000 118.800.000 86.922.500                          7.9
1 Ocak  2001 139.950.000 102.922.500                       17.8
1 Temmuz 2001 146.947.500 107.369.600                         4.8
1 Ağustos 2001 167.940.000 122.186.520                       13.8
1 Ocak 2002 222.186.520 163.563.537                        33.9
1 Temmuz 2002 250.875.000 184.251.937                        12.6
1 Ocak 2003 306.000.000 255.999.000                         38.2
1 Ocak 2004 423.000.000 303.079.500                         34.1
1 Temmuz 2004 444.150.000 318.233.475                          5.0
1 Ocak 2005 488.700.000 350.153.550                         10.0
 


[1] Adem Esen,Türkiye’de Asgari Ücret Uygulaması, Amme İdaresi Dergisi,Cilt 32,Sayı 1 Mart 1999,s.63,64.

[2]Asgari Ücret Yönetmeliği 01.08.2004 tarihli ve 25540 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

[3] Tankut Centel, İş Hukukunda Ücret, İstanbul, l987, s.185,186.

[4] Tankut Centel, İş Hukukunda Ücret, İstanbul, l987, s.186.

 

 

  
 
< Önceki   Sonraki >
 
Ziyaretçiler: 199846
 
 

© 2010 Lütfi İnciroğlu Resmi Sitesi. Bazı hakları saklıdır.
Son Güncelleme : 19 Şubat 2010
Joomla! ile yapılmıştır. Tasarım : Görkem Göknar